İsrail Lübnan’a neden karadan ilerledi? Hedef ‘Tampon Bölge’ mi?
İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyine kara birliklerini göndermesi, Hiyam, Adise ve Kefr Kila gibi stratejik noktalarda hareketliliğe yol açtı ve sahadaki dengeleri değiştirme potansiyeli taşıyor. İstanbul Medipol Üniversitesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, bu adımların izole bir operasyon olmadığını belirterek, sürecin “kritik bir dönemeç” olduğunu, İsrail’in sahada “yeni bir tampon bölge” oluşturma amacıyla hareket ettiğini ve İran-İsrail gerilimi ile bölgedeki stratejik dengeler açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekti.

İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyine kara birliklerini göndermesi, haftalardır süren hava saldırıları ve roket atışlarının ardından gerilimi yeni bir boyuta taşıdı. Hiyam, Adise ve Kefr Kila gibi stratejik noktalar, yalnızca sınır güvenliği için değil, sahadaki kontrolü elinde tutan taraf için büyük bir avantaj sağlıyor. Bu nedenle yaşananlar basit bir askeri hareketten çok daha fazlası; sahadaki kazanımlar, İsrail için hem askeri hem de diplomatik güç anlamına geliyor. İsrail’in hedefinin, Hizbullah’ı sınır hattından uzaklaştırmak ve sahadaki üstünlüğü müzakere masasında pazarlık kozu olarak kullanmak olduğu konuşuluyor. Böylece Lübnan’daki çatışma, bölgedeki İran-İsrail geriliminin sahadaki yansıması olarak dikkat çekiyor.
İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, Hürriyet Gazetesi'ne yaptığı değerlendirmede, bu adımların izole bir askeri operasyon olarak okunamayacağını belirterek, sürecin İran-İsrail gerilimiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bölgedeki çatışmalar sürerken İsrail ordusunun Litani hattına doğru ilerlemeyi hedeflediği, hava operasyonlarıyla eş zamanlı kara hamleleri yürüttüğü bildiriliyor. Tanrıkulu’na göre bu tablo, yalnızca taktik değil stratejik bir planlamaya işaret ediyor.
“LÜBNAN HAREKÂTI, İRAN DENKLEMİNİN PARÇASI”
Tanrıkulu, Lübnan’daki gelişmelerin İran’dan bağımsız ele alınamayacağına dair şu değerlendirmede bulundu:
“İran’a yönelik operasyonların sürdüğü bir ortamda İsrail, Hizbullah’ı zayıflatmak için önemli bir fırsat penceresi açıldığını düşünüyor. İran’a karadan müdahale mümkün değil ancak Hizbullah Lübnan sahasında fiziksel olarak hedef alınabilir.”
Tanrıkulu’na göre Tel Aviv yönetimi iki eksenli bir strateji izliyor. İran’ın nükleer ve askeri altyapısına yönelik hava saldırıları sürerken, kara harekâtı Lübnan cephesinde yoğunlaşıyor.
HİYAM VE ADİSE TEPELERİ NEDEN ÖNEMLİ?
İsrail’in özellikle güneydeki yükseltileri tercih etmesini coğrafi avantajla açıklayan Tanrıkulu, Hiyam ve Adise gibi noktaların “Yukarı Celile’ye hâkim tepeler üzerinde” olduğunu ve hem gözlem hem ateş kontrolü açısından kritik önem taşıdığını belirtti. Tanrıkulu, İsrail’in uzun süredir bu hattı kendi güvenliği açısından tehdit olarak gördüğünü ifade etti.
Tanrıkulu, İsrail’in üç temel hedefi olabileceğini belirterek, bunların Hizbullah’ın ileri mevzilerini tasfiye etmek, roket ve İHA menzilini kuzeye itmek ve sahada elde edilen kazanımlarla müzakere gücünü artırmak olduğunu aktardı. Bu noktaya dikkat çeken Tanrıkulu, “Sahada ne kadar stratejik nokta kontrol ederseniz, masada o kadar güçlü konuşursunuz.” dedi.
“HER GEÇİCİ POZİSYON YENİ STATÜKOYA DÖNÜŞEBİLİR”
Tanrıkulu, İsrail’in geçmişte Lübnan’da benzer stratejiler izlediğini hatırlattı. 1978 Litani Harekâtı ve 1982 işgal sürecine atıf yapan Tanrıkulu, güvenlik gerekçesiyle başlayan adımların zamanla kalıcı hale gelebildiğini belirtti:
“1978’de de güvenlik bölgesi söylemi vardı. Süreç yıllarca sürdü. 2000’de çekilme gerçekleşti. Kasım 2024 ateşkesinde de ‘çekileceğiz’ denildi ancak bazı noktalar tutuldu. Şimdi o alanlar genişliyor. Her geçici pozisyon fiili bir statükoya dönüşebilir.”
HÜRMÜZ BOĞAZI VE KÜRESEL ENERJİ RİSKİ
Lübnan’daki kara harekâtının İran’ın en önemli bölgesel müttefiklerinden Hizbullah’ı zayıflatmaya dönük bir hamle olarak okunabileceğini belirten Tanrıkulu, olası İran karşılığının küresel sonuçlarına dikkat çekti.
Tanrıkulu, Hürmüz Boğazı’ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol geçtiğini vurgulayarak, “Bu, küresel arzın yaklaşık yüzde 20’si demek” dedi ve böyle bir güzergâhta uzun süreli bir kesintinin yalnızca enerji fiyatlarını değil, küresel enflasyonu ve gıda tedarik zincirlerini de etkileyeceğini belirtti. Tanrıkulu’na göre enerji krizinin finans ve gıda krizine zincirleme etkisi kaçınılmaz olabilir.
“BÖLGESEL DEĞİL, ÇOK TARAFLI BİR KRİZ”
Birden fazla büyük gücün doğrudan ya da dolaylı biçimde sürece dahil olduğunu belirten Tanrıkulu, çatışmanın ölçeğine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu tabloyu artık sadece ‘bölgesel’ diye tanımlamak zor. Dünya savaşı demek için erken olabilir ancak büyük güç savaşının eşiği ifadesi daha gerçekçi.”
Tanrıkulu, Lübnan’daki gelişmelerin askeri boyutunun ötesinde diplomatik, ekonomik ve jeopolitik sonuçlar doğurabileceğini vurgulayarak, sürecin dikkatle izlenmesi gerektiğini ifade ederek sözlerini tamamladı.
Haber Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır, okumak için tıklayınız.
Son Güncelleme Tarihi: 16/04/2026 - 15:00