Ana içeriğe atla
Medipol Üniversitesi

Göçü durdurmak mı, insanı korumak mı? AB'nin yeni paktı tartışılıyor

29.06.2026

Avrupa Birliğinin yeni Göç ve İltica Paktı, “güvenli sınırlar”, “dayanışma” ve “ortak iltica sistemi” söylemiyle yürürlüğe girerken, mültecilerin iltica hakkına erişimi ve “geri göndermeme” ilkesinin geleceği üzerindeki tartışmaları derinleştirdi. İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bekir Berat Özipek, paktın göçü doğuran savaş, şiddet ve krizler yerine “göçmeni sorun” olarak gören yaklaşımı güçlendirdiğine dikkat çekerek, bu tablonun sınırları daha güvenli, insan hayatını ise daha güvencesiz hale getirebileceğini vurguladı.

Bekir Berat Özipek Akademik Yorum


Avrupa kıyılarına yaklaşan her bot, yalnızca bir göç hareketinin değil; geride bırakılmış evlerin, yarım kalmış hayatların ve güvenli bir sabaha ulaşma çabasının izini taşıyor. Kimi için bu yolculuk bir tercih değil, savaşın, yoksulluğun ya da ölüm korkusunun ittiği son ihtimal. Ancak Avrupa Birliğinin yeni Göç ve İltica Paktı, bu insani yükü daha çok sınır güvenliği, hızlandırılmış prosedürler ve geri gönderme mekanizmaları üzerinden ele alıyor. Peki, Avrupa kendi sınırlarını daha korunaklı hale getirirken, o sınırlara ulaşmaya çalışan insanların hayatını daha da savunmasız mı bırakıyor?

İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bekir Berat Özipek, Anadolu Ajansı için kaleme aldığı değerlendirmede, paktın görünen maddelerinin ötesine bakılması gerektiğine dikkat çekti. Özipek’e göre tartışmanın merkezinde, Avrupa’nın göçü ve mültecileri nasıl konumlandırdığı sorusu yer alıyor. Çünkü “güvenli dış sınırlar” ve “dayanışma” başlıklarıyla sunulan yeni düzenleme, bir yandan devletlerin kontrol alanını genişletirken, diğer yandan “iltica hakkı” ve “geri göndermeme” ilkesi gibi temel güvencelerin geleceğine dair kaygıları artırıyor.

“PAKTA HAKİM OLAN PERSPEKTİFİ BAŞLIKLAR TEK BAŞINA ANLATMIYOR”
AB’nin paktı, “Avrupa değerlerine bağlı kalarak sonuç odaklı çalışan, AB düzeyinde göçü yöneten ve ortak bir iltica sistemi kuran bir dizi kural” olarak tanımladığını hatırlatan Özipek, bu tanımın ilk bakışta olumsuz görünmediğini belirtti. Ancak paktın başlıklarının, düzenlemenin taşıdığı genel yönelimi anlamak için yeterli olmadığını ifade etti.

Özipek, “Güvenli dış sınırların sağlanması, hızlı ve verimli işlemler, etkili bir dayanışma ve sorumluluk sistemi ile ‘göçün uluslararası ortaklıklara entegre edilmesi’ şeklindeki başlıklar, pakta hakim olan perspektif ve içerik hakkında yeterli bilgi vermiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Paktın merkez sağ, merkez sol, sosyalist ve liberal çevreler tarafından desteklenmesinin ilk bakışta düzenlemeye makul bir görünüm kazandırdığını belirten Özipek, bu tablonun dikkatle okunması gerektiğini söyledi. Özipek’e göre yeni merkezin her zaman “demokratik makuliyeti temsil eden orta nokta” olarak görülmemesi gerekiyor.

AŞIRI SAĞIN ELEŞTİRİSİ PAKTIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRMİYOR
Paktın bazı düzenlemelerinin çocuklar, kadınlar ve dezavantajlı gruplardan sığınmacıların korunmasına yönelik hükümler içerdiğini belirten Özipek, bu maddelerin birçok siyasetçi açısından paktı desteklemeyi kolaylaştırdığını ifade etti. Ancak Özipek aşırı sağ ve göçmen karşıtı çevrelerin pakta yönelik itirazlarının, düzenlemenin göçmen hakları lehine olduğu anlamına gelmediğine dikkat çekti.

Özipek, aşırı sağcıların paktı bazı yönleriyle eleştirse de onun genel yönünü doğru bulduğunu vurguladı. Bu durumu Marine Le Pen örneğiyle açıklayan Özipek, “Marine Le Pen, 2023’te göçle ilgili düzenlemeleri ‘ideolojik zafer’ olarak adlandırırken de bugün pakete karşı olduğunu söyleyip, göçle ilgili kısıtlamalara evet oyu verirken tutarlı.” ifadelerine yer verdi.

“DAYANIŞMA” VE “SORUMLULUK PAYLAŞIMI” NE ANLAMA GELİYOR?
Paktın kullandığı kavramların da yeniden tartışılması gerektiğini belirten Özipek, “dayanışma” ve “sorumluluk paylaşımı” gibi ifadelerin farklı anlamlara gelebileceğini söyledi. Özipek, bu noktada şu soruyu gündeme taşıdı:

“Buradaki ‘dayanışma’ kapıları birlikte kapatmak için üye ülkeler arasındaki işbirliği anlamında mı yoksa İnsan Haklar Evrensel Beyannamesi'nin birinci maddesindeki bütün insanlara karşı ‘kardeşlik zihniyeti’ ile hareket etme anlamında mı?”

Özipek, “Göçün uluslararası ortaklarla entegre yürütülmesi” ifadesinin de benzer şekilde sorgulanması gerektiğini belirtti. Bu ifadenin, insanların iltica hakkını kullanmasının ortaklaşa engellenmesi anlamına gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Özipek, göçü doğuran savaş, şiddet ve soykırımlar karşısında sessiz kalan küresel düzenin de tartışmaya dahil edilmesi gerektiğini kaydetti.

GÖÇMEN SAYISI AZALIRKEN ÖLÜMLER ARTIYOR
Avrupa’ya ulaşan düzensiz göçmen sayısındaki azalmanın tek başına olumlu bir tablo olarak okunamayacağını belirten Özipek, Akdeniz’de artan ölümlerin paktın insani sonuçları bakımından daha yakından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Frontex ve IOM’un güncel verilerine dikkat çeken Özipek, 2026’nın ilk aylarında Avrupa’ya düzensiz geçişlerin yüzde 40 oranında azaldığını, buna karşılık Akdeniz’deki ölümlerin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 150’den fazla arttığını belirtti. Sadece Akdeniz genelinde 2026’da en az 990 ölüm kaydedildiğini hatırlatan Özipek, bu tablonun 2014’ten bu yana yılın en ölümcül başlangıçlarından biri olduğunu ifade etti.

Özipek, bu verilerin anlamını, “Bu oranların anlamı açık: Artık iltica hakkını kullanmak için AB sınırlarına erişen insan sayısı azalıyor.” sözleriyle özetledi.

Bu nedenle asıl meselenin yalnızca yeni paktın içeriği değil, paktın hangi anlayışla uygulanacağı olduğunu belirten Özipek, “Pakttan daha önemli olan ve aynı zamanda paktın nasıl uygulanacağı hakkında fikir verici olan da bu aslında.” değerlendirmesinde bulundu.

“GERİ GÖNDERMEME” PRENSİBİ YILLARDIR SULANDIRILIYOR
Paktın en kritik yönlerinden birinin geri göndermeme ilkesiyle ilişkisi olduğunun altını çizen Özipek, AB’nin bir yandan insan hakları ve hukuk devleti kavramlarıyla bağını koparmamış görünmek istediğini, diğer yandan bu ilkeleri fiilen zayıflatan politikalar geliştirdiğini ifade etti.

Özipek, bu durumu şu sözlerle anlattı:

“Aslında bütün mesele, biçimsel olarak insan haklarının sınırları içinde kalarak geri gönderme yasağını elden geldiğince işlevsizleştirmek, onu gittikçe daha uygulanamaz hale getirmek. Göç ve İltica Paktı tam da bunu açıkça reddetmeden, onun getirdiği güvencelere saldırıyor.”

Özipek, paktın insanları iltica hakkını ileri sürebilecekleri noktaya gelmeden durdurmayı hedeflediğini belirterek, “İnsanları, iltica hakkını ileri sürebilecekleri kadar yakına getirmeden, AB sınırlarına yaklaştırmadan ‘değerlendirmek’ istiyor.” ifadelerini kullandı. 

Bu çerçevede “Giriş yapmamış sayılma hukuki kurgusu”na da dikkat çeken Özipek, bu uygulamanın, AB topraklarına ya da hâkimiyet alanına giren bir kişinin fiziksel olarak orada bulunmasına rağmen hukuken orada değilmiş gibi kabul edilmesi anlamına geldiğini belirtti. Özipek, bu durumu ise “AB topraklarına veya hakimiyet alanına giren ve iltica başvurusunda bulunan kişiyi fiziksel olarak orada tutarken, ‘sen aslında burada değilsin’ demek şeklindeki hüllenin bir ifadesi” olarak değerlendirdi.

ÇÖZÜM SINIRLARI SERTLEŞTİRMEKTE DEĞİL, YAKLAŞIMI DEĞİŞTİRMEKTE
Katılaştırılmış sınır politikalarının göçü durdurmadığını, aksine göç yollarını daha ölümcül hale getirdiğini belirten Özipek, göçün kaynağındaki sorunlara odaklanılması gerektiğini vurguladı.

Özipek, “Katılaştırılmış sınır politikaları ve denizde özel kurtarma operasyonlarına getirilen kısıtlamalar, zaten tehlikeli olan rotaları daha da tehlikeli hale sokarken evini terk etmek durumunda kalan insanı da caydırmıyor.” ifadelerini kullandı.

Daha insani ve hak temelli bir göç politikasına ihtiyaç olduğunu belirten Özipek, bunun yalnızca AB’nin değil, bütün ülkelerin sorumluluğu olduğunu ifade etti. Özipek, “Bütün bir yaklaşımın değişmesine ihtiyaç var.” diyerek, göçmenleri durdurmaya odaklanan politikalardan vazgeçilmesi gerektiğini aktardı.

Çözümün göçmenleri durdurmaya çalışan politikalarda değil, insanları göçe zorlayan nedenlerle yüzleşmekte aranması gerektiğini belirten Özipek, savaş, şiddet ve katliamların kaynak ülkelerde engellenebileceğine dikkat çekti. “Göçü üreten sorunlarla değil göçmenle uğraşmak, göç kısıtlamaları koymak ölümleri artırıyor.” diyen Özipek, göç krizinin yalnızca sınır politikalarıyla çözülemeyeceğinin altını çizdi.

“Göç sorunu” yerine kitlesel göçü üreten durumların konuşulması gerektiğini ifade eden Özipek, AB üyesi olan ve olmayan bütün ülkelerin Göç ve İltica Paktı’ndaki anlamıyla değil, gerçek ve hak temelli bir “sorumluluk paylaşımı”na ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Haberin tamamı Anadolu Ajansında yayımlanmıştır. 

Son Güncelleme Tarihi: 29/06/2026 - 16:24



Bilgi / Destek Butonu