Savaş mı, pazarlık mı? ABD'nin gerçek kozu ne?
ABD ile İran arasındaki gerilim artık sahadaki askeri üstünlükten çok ekonomik ve stratejik hamlelerle şekilleniyor. İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, Washington’un en güçlü kozunun doğrudan saldırı değil “yaptırımları kaldırma kapasitesi” olduğunu ve bu dengenin kırılgan, karşılıklı bağımlılık içeren bir “baskı oyunu” olarak ilerlediğine dikkat çekti.

ABD ile İran arasındaki gerilim, klasik bir askeri güç mücadelesinden çok küresel sistemi etkileyen stratejik bir satranç oyununa dönüşmüş durumda. Bu oyunun merkezinde, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı bulunuyor. Washington askeri üstünlüğünü korurken, Tahran doğrudan çatışmak yerine maliyeti yükselten asimetrik hamlelerle dengeyi kırılganlaştırıyor. Böylece kriz, cephede kazanılacak bir savaştan ziyade dayanıklılık ve ekonomik baskı testine dönüşüyor. Hürmüz’de artan her tansiyon, petrol fiyatlarından sigorta maliyetlerine kadar küresel piyasaları anında etkiliyor. Bu nedenle atılan her adım, sadece askeri değil aynı zamanda ekonomik ve siyasi sonuçlar üretiyor. Peki ABD askeri üstünlüğüne rağmen neden temkinli? En güçlü koz gerçekten sahada mı, yoksa müzakere masasında mı?
İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, Hürriyet’e yaptığı değerlendirmede tartışmanın merkezine şu soruyu koydu: “ABD isterse İran’ı vurur. Ama istediği siyasi sonucu alabilir mi?” Tanrıkulu’na göre Washington’un elindeki en güçlü araç doğrudan askeri müdahale değil, ekonomik yaptırımları kaldırma kapasitesi. Ancak bu koz, nükleer programdan füze kapasitesine kadar uzanan kapsamlı ve zorlu bir pazarlık süreciyle bağlantılı.
“YAPTIRIM KALDIRMA KAPASİTESİ WASHINGTON’UN EN ETKİLİ KOZU”
Doç. Dr. Tanrıkulu, İran ekonomisinin ciddi baskı altında olduğunu vurgulayarak, “ABD Hazine Bakanlığı son dönemde yüzlerce kişi, şirket ve tankeri yaptırım listesine aldı. Bu, İran’ın petrol gelirini doğrudan etkiliyor. Washington’ın elindeki en güçlü araç hâlâ yaptırımları kaldırma kapasitesi.” dedi.
Ancak bu kozun otomatik bir sonuç üretmeyeceğini belirten Tanrıkulu, yaptırımların artık yalnızca ekonomik değil, rejim güvenliğiyle bağlantılı bir başlık haline geldiğini ifade etti.
“İRAN EKONOMİK TAVİZİ REJİM GÜVENLİĞİNE BAĞLIYOR”
Tahran’ın yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı nükleer başlıkları konuşmaya açık olduğunu belirten Tanrıkulu, buna karşın füze kapasitesi ve savunma doktrini gibi alanlarda geri adım atmaya istekli görünmediğine dikkat çekti.
“İran, ‘savunma kapasitesinden vazgeç, karşılığında muğlak yaptırım rahatlaması al’ formülünü reddediyor. Pazarlık zemini ekonomi değil; rejim güvenliği ve stratejik caydırıcılık başlığıdır.” diyen Tanrıkulu, yaptırım dosyasının artık sadece ekonomik bir konu olarak ele alınamayacağını dile getirdi.
“ASKERİ GÜCÜ VAR AMA SİYASİ SONUÇ BELİRSİZ”
ABD’nin askeri kapasitesinin tartışmasız üstünlüğüne rağmen, bunun siyasi sonuç üretme kapasitesinin sınırlı olduğuna dikkat çeken Tanrıkulu, şu değerlendirmede bulundu:
“Washington’da sık sık ‘ABD isterse İran’ı vurur’ deniyor. Doğru; vurur. Ancak asıl soru şu: istediği siyasi sonucu alabilir mi? İran birkaç hava saldırısıyla diz çökecek klasik bir hedef değil. Tahran, cephede kazanmayı değil, müdahaleyi pahalı ve uzun hale getirmeyi hedefliyor.”
Tanrıkulu, İran’ın füze, drone, mayın ve vekil ağlardan oluşan asimetrik savaş kapasitesinin ABD’nin askeri üstünlüğünü siyasi maliyete dönüştürme stratejisine dayandığını belirtti.

BEYAZ SARAY İÇİN ZAMAN BASKISI
Tanrıkulu, ABD iç kamuoyunun da denklemin önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Savaşın uzamasının Washington açısından siyasi maliyeti artırabileceğini belirten Tanrıkulu, özellikle bağımsız seçmenler nezdinde memnuniyetsizliğin yükseldiğini ifade etti.
Washington’un yaptırım stratejisinde zamanlamanın kritik olduğuna dikkat çeken Tanrıkulu, “Savaş uzadıkça askeri değil siyasi kayıp büyür. Bu da Washington’un yaptırım kartını daha dikkatli ve zamanlamaya bağlı şekilde kullanmasına neden oluyor.” diye konuştu.
MÜTTEFİKLERİN TUTUMU: ABD YALNIZ MI?
Tanrıkulu’na göre ABD’nin bir diğer zorluk alanı ise müttefik dengesi. Avrupa ülkelerinin doğrudan askeri tırmanmaya mesafeli durduğunu belirten Tanrıkulu, Körfez ülkelerinin ise yalnızca savaşın bitmesini değil, İran’ın füze ve drone kapasitesinin kalıcı biçimde zayıflatılmasını istediğini söyledi.
Bu durumun Washington açısından maliyet paylaşımını zorlaştırdığını aktaran Tanrıkulu, “ABD askeri olarak güçlü; ancak diplomatik zeminde tam bir yekpare destek hattı oluşturabilmiş değil.” değerlendirmesinde bulundu.

STRATEJİK DENGE: ABD’NİN BASKISI, İRAN’IN NEFES BORUSU
Mevcut tabloda İran, Hürmüz Boğazı üzerinden küresel baskı üretirken; ABD askeri üstünlüğünü koruyor ancak bu gücü kullanmanın siyasi ve ekonomik maliyetini hesaplıyor.
Tanrıkulu, ABD’nin yaptırımları baskı aracı olarak kullandığını, İran’ın ise kaldırılmalarını rejim için hayati bir nefes borusu olarak gördüğünü belirtti. Tahran’ın stratejik caydırıcılığını korumaya devam edeceğini vurgulayan Tanrıkulu, “Bu nedenle denge kırılgan ama karşılıklı bağımlılık içeren bir baskı dengesi şeklinde ilerliyor.” diyerek konuşmasını tamamladı.
Haberin tamamı Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır, okumak için tıklayınız.
Son Güncelleme Tarihi: 16/04/2026 - 14:49