Obezite tedavisinde multidisipliner yaklaşım: İlaç, diyet ve yaşam tarzı birlikte yürütülmeli
İstanbul Medipol Üniversitesinde düzenlenen “Obezite Tedavisinde Yenilikler, Kilo Verme Tedavisinde Kullanılan Enjeksiyon İlaçları ile İlgili Bilinmesi Gerekenler” sempozyumunda, obezite tedavisinde kullanılan yeni nesil enjeksiyon ilaçları tüm yönleriyle ele alındı. Uzmanlar, bu ilaçların önemli faydalar sağladığını ancak tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, kalıcı kilo kaybı için mutlaka diyetisyen desteği, yaşam tarzı değişikliği ve düzenli hekim takibinin şart olduğuna dikkat çekti.

İstanbul Medipol Üniversitesi Uluslararası Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Obezite Tedavisinde Yenilikler, Kilo Verme Tedavisinde Kullanılan Enjeksiyon İlaçları ile İlgili Bilinmesi Gerekenler” başlıklı sempozyumda, obezitenin güncel tedavi yaklaşımları çok yönlü şekilde ele alındı. Güney Kampüs Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen programda, obezitenin biyolojik temellerinden yaşam tarzı değişikliğine, enjeksiyon ilaçlarının etki mekanizmalarından yan etkilerine, beslenme tedavisinden multidisipliner yaklaşıma kadar pek çok başlık kapsamlı biçimde değerlendirildi. Etkinlikte, İstanbul Medipol Üniversitesi Uluslararası Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdülkadir Ömer ve İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Neda Saleki konuşmacı olarak yer aldı.
Programda, obezitenin yalnızca kilo artışıyla sınırlı olmayan, diyabetten kalp hastalıklarına, karaciğer yağlanmasından uyku apnesine kadar çok sayıda hastalıkla ilişkili ciddi bir sağlık sorunu olduğu vurgulandı. Son yıllarda yaygınlaşan enjeksiyon tedavilerinin sunduğu olanaklar, bu ilaçların hangi hasta gruplarında kullanılabildiği, tedavi sürecinde dikkat edilmesi gereken noktalar ve diyetisyen desteğinin önemi ayrıntılı şekilde ele alındı.

PROF. DR. ÖMER: OBEZİTE BASİT BİR İRADE SORUNU DEĞİL, CİDDİ BİR HASTALIKTIR
Sempozyumun açış konuşmasını yapan İstanbul Medipol Üniversitesi Uluslararası Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdülkadir Ömer, obezitenin günümüzde küresel bir salgın haline geldiğini belirterek bunun yalnızca estetik bir mesele değil, ciddi sağlık sonuçları olan bir hastalık olduğunu vurguladı. Obezitenin değerlendirilmesinde beden kitle indeksinin en sık kullanılan ölçüt olduğunu hatırlatan Ömer, yağ dağılımı ve bel-kalça oranının da kardiyovasküler risk açısından önemli göstergeler arasında yer aldığını ifade etti.
Obezitenin tek bir nedene bağlı olmadığını belirten Ömer, çevresel, biyolojik ve davranışsal birçok faktörün birlikte etkili olduğunu dile getirerek, “Obezite basit bir irade sorunu değildir. Çok sayıda mekanizmanın birlikte rol oynadığı, ciddi sonuçları olan bir hastalıktır.” dedi. Endokrin sistemin bu süreçte kritik rol oynadığını vurgulayan Ömer, tedavi öncesinde ayrıntılı hormonal değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekti.
YENİ NESİL İLAÇLAR TEDAVİDE ETKİLİ ANCAK TAKİP ŞART
Konuşmasında son yıllarda öne çıkan GLP-1 temelli ilaçlara da değinen Ömer, bu ilaçların iştahı azalttığını, mide boşalmasını yavaşlattığını ve kilo kaybını desteklediğini belirtti. Aynı zamanda diyabet, karaciğer yağlanması ve kalp hastalıkları üzerinde de olumlu etkiler sağladığını ifade eden Ömer, bu tedavilerin doğru şekilde uygulanmasının önemine dikkat çekti.
Tedavi sürecinde düşük dozla başlanması ve hastaların düzenli takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Ömer, yan etkilerin çoğunlukla yönetilebilir olduğunu belirterek, “En sık görülen yan etki bulantıdır ve genellikle geçicidir. Toplumda yan etkiler abartılıyor ancak bu ilaçların sağladığı fayda çoğu hastada riskten çok daha fazladır.” dedi. Obezite tedavisinin yalnızca ilaçla sınırlı olmadığını da hatırlatan Ömer, “Başarılı bir tedavi için diyet, egzersiz ve davranış değişikliği mutlaka birlikte yürütülmelidir.” ifadelerini kullandı.

DR. ÖĞR. ÜYE. SALEKİ: OBEZİTE TEDAVİSİ SADECE KALORİ HESABIYLA AÇIKLANAMAZ
İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Neda Saleki, obezite tedavisinde beslenmenin kritik rolüne dikkat çekerek sürecin yalnızca enerji alımı ve harcamasıyla açıklanamayacağını vurguladı. Bağırsak-beyin ekseni, hormonal denge, mikrobiyota ve davranışsal faktörlerin kilo verme sürecinde belirleyici olduğunu ifade eden Saleki, değerlendirme sürecinde beden kitle indeksi, bel çevresi ve vücut bileşimi gibi ölçümlerin birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.
Farklı beslenme modellerinin kişiye göre değişebileceğini söyleyen Saleki, Akdeniz diyetinin sürdürülebilirliği ve sağlık üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle öne çıktığını ifade ederek, “Obezite tedavisi yalnızca ‘az yemek’ meselesi değildir. Kişiye özel, sürdürülebilir ve bilimsel bir beslenme planı oluşturulmadan kalıcı başarı sağlamak mümkün değildir.” dedi.
“DİYETİSYEN DESTEĞİ OLMADAN TEDAVİ EKSİK KALIR”
GLP-1 temelli enjeksiyon tedavilerinde beslenme desteğinin hayati önem taşıdığını belirten Saleki, bu ilaçların iştahı azalttığını ancak yanlış beslenme durumunda yetersizliklere ve yan etkilere yol açabileceğini ifade etti. Diyetisyenin yalnızca liste hazırlayan değil, tedavi sürecini yöneten bir sağlık profesyoneli olduğunu vurgulayan Saleki, yan etkilerin yönetimi, vitamin-mineral takibi ve kas kaybının önlenmesinde aktif rol oynadıklarını söyledi.
Hızlı kilo kaybı dönemlerinde protein alımının önemine dikkat çeken Saleki, multidisipliner yaklaşımın gerekliliğini şu sözlerle ifade etti: “Bu ilaçlar çok değerli ama tek başına yeterli değil. Hekim ve diyetisyen birlikte çalıştığında hem kilo kaybı daha kalıcı olur hem de süreç çok daha sağlıklı ilerler.”
Son Güncelleme Tarihi: 24/04/2026 - 15:10