Bilgiyle kırılan önyargılar: HIV-AIDS’e disiplinler arası yaklaşım
İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi tarafından düzenlenen “HIV-AIDS’e Çok Yönlü Bakış” etkinliği, doğru bilginin korku ve önyargılarla mücadeledeki rolünü disiplinler arası bir perspektifle ele aldı.

İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü tarafından düzenlenen “HIV-AIDS’e Çok Yönlü Bakış: Korunma Stratejileri” etkinliği, HIV ve AIDS’i yalnızca tıbbi bir başlık olarak değil; ruh sağlığı, toplumsal algı, güvenli cinsellik ve insan hakları boyutlarıyla ele aldı. Etkinlikte, erken tanının ve güncel tedavilerin yanı sıra damgalamanın bireylerin yaşamını nasıl şekillendirdiği, doğru bilginin korku ve önyargılarla mücadeledeki rolü tartışıldı.
Güney Kampüs Konferans Salonu’nda gerçekleşen etkinliğe, İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Asiye Kocatürk, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatristi Uzm. Dr. Ahmet Özercan, İstanbul Medipol Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Medipol Mega Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Bahri Teker, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı Cinsel Sağlık-Üreme Sağlığı Eğitmeni Nurşen Kanbur ve Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı Sosyal Hizmet Uzmanı Ayşe Tek başta olmak üzere akademisyenler ve öğrenciler katılım gösterdi.

DR. ÖĞR. ÜYE. KOCATÜRK: HIV’DE ASIL BELİRLEYİCİ OLAN BİLGİDİR
İstanbul Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Asiye Kocatürk, etkinliğin açış konuşmasında HIV ve AIDS konusunda farkındalığın bilgi paylaşımıyla sınırlı olmadığını, emekle ve süreklilikle inşa edilen çok yönlü bir süreç olduğunu vurguladı. Sağlık alanında yapılan her çalışmanın insan hayatına doğrudan temas ettiğini belirten Kocatürk, bu nedenle mesleki sorumluluğun bilimsel bilgi kadar vicdan ve duyarlılık da gerektirdiğini ifade etti.
HIV ve AIDS ile ilk karşılaşılan yıllarda korku, belirsizlik ve yanlış bilgilerin toplumsal dışlanmayı derinleştirdiğine dikkat çeken Kocatürk, bugün gelinen noktada bilimsel gelişmelerin bu tabloyu önemli ölçüde değiştirdiğini belirterek, “Mesele yalnızca hastalık değil; zaman, coğrafya ve en önemlisi bilgidir. Bu dönüşümün gerçekleştirilebilmesinde yapılan farkındalık çalışmaları büyük rol üstlenmektedir.” şeklinde konuştu.

UZM. DR. ÖZERCAN: HIV’DE EN AĞIR YÜK DAMGALANMADIR
Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatristi Uzm. Dr. Ahmet Özercan, “HIV ve Ruh Sağlığı: Psikiyatrik Eş tanılar ve Damgala(n)ma” başlıklı konuşmasında HIV’in yalnızca biyolojik bir hastalık olarak ele alınamayacağını belirterek, tanı sonrası sürecin bireyler için ciddi bir ruhsal uyum mücadelesi anlamına geldiğini söyledi.
Tanının ardından kaygı, içe kapanma, depresyon ve işlevsellik kaybının sık görüldüğünü aktaran Özercan, özellikle ilk yılın psikiyatrik riskler açısından kritik bir dönem olduğuna dikkat çekti ve bu süreci, “HIV ile yaşamak yalnızca bir enfeksiyonla değil, yoğun bir ruhsal yükle baş etmeyi de gerektirir.” sözleriyle değerlendirdi.
Damgalanmanın ruh sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerine de değinen Özercan, bireylerin çoğu zaman dışlanma korkusunu içselleştirdiğini, bunun tedaviye uyumu zayıflattığını ifade etti. Günümüzde etkin tedaviler sayesinde HIV’in kronik bir hastalık olarak yönetilebildiğini ve viral yükü baskılanmış bireylerin bulaştırıcılığının bulunmadığını hatırlatan Özercan, buna rağmen toplumsal önyargıların sürdüğünü belirterek, “Bilim ilerlese de damgalanma devam ediyorsa, burada hepimizin sorumluluğu vardır.” diye konuştu.

PROF. DR. TEKER: HIV, DOĞRU TEDAVİYLE KONTROL ALTINA ALINABİLİR
İstanbul Medipol Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Bahri Teker, “HIV-AIDS: Bulaşma Riskleri, Korunma Stratejileri ve Güncel Yaklaşımlar” başlıklı konuşmasında HIV’in erken tanı ve düzenli tedaviyle kontrol altına alınabilen kronik bir hastalık olduğunu vurguladı.
Hastalığın bağışıklık sistemini hedef aldığını ve uzun süre belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Teker, günümüzde etkin tedaviler sayesinde virüs yükünün baskılanabildiğini ve bu durumda bulaştırıcılığın ortadan kalktığını ifade ederek, “Tedaviyle viral yük belirlenemeyen düzeye indiğinde kişi hem sağlıklı bir yaşam sürer hem de virüsü başkasına bulaştırmaz.” dedi.

KANBUR: CİNSEL SAĞLIK KONUŞULMADIKÇA GÜVENDE DEĞİLİZ
TAP Vakfı Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Eğitmeni Nurşen Kanbur, “Güvenli Cinsellik” konulu sunumunda cinselliğin güven, karşılıklılık, mutluluk ve bağlanma gibi çok boyutlu bir alan olduğunu vurguladı. Toplumda cinselliğin konuşulmasının hâlâ zor olduğunu belirten Kanbur, utanç ve yargılanma korkusunun bireyleri soru sormaktan ve destek almaktan uzaklaştırdığını ifade etti. Kanbur, cinsel sağlığın Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımıyla genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu hatırlattı.
Kullanılan dilin ayrımcılığı derinleştirebildiğini belirten Kanbur, “Cinsellik konuşulmadıkça değil, yanlış ve yargılayıcı biçimde konuşuldukça risk artıyor.” ifadesinde bulundu. Düzenli testlerin ve gönüllü danışmanlık merkezlerinin önemine işaret eden Kanbur, güvenli ve yargılayıcı olmayan alanların sağlık hizmetine erişimi güçlendirdiğini dile getirdi.

TEK: GÜVENLİ İLİŞKİ, EŞİTLİK VE RIZA ÜZERİNE KURULUR
TAP Vakfı Sosyal Hizmet Uzmanı Ayşe Tek, “Güvenli İlişkiler” başlıklı konuşmasında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bireysel tercihlerden değil, yapısal ve kurumsal sistemlerden beslendiğini söyledi. Kadın ve erkeklere atfedilen rollerin daha çocuk doğmadan inşa edilmeye başlandığını belirten Tek, bu rollerin aileden eğitime, sağlıktan medyaya kadar tüm alanlarda yeniden üretildiğini ifade etti.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin şiddetin temel zemini olduğunu dile getiren Tek, flört şiddetinin kıskançlık, kontrol ve manipülasyon gibi davranışlarla görünmez hâle gelebildiğine dikkat çekti. Psikolojik şiddetin derin ve kalıcı etkiler bıraktığını belirten Tek, ısrarlı takibin bir suç olduğunu hatırlatarak, “Şiddet sevgi değildir; güvenli ilişkiler eşitlik, rıza ve sınırlarla kurulur.” diye konuştu. Tek, toplumsal olarak öğrenilen eşitsizliklerin değiştirilebilir olduğunu vurgulayarak konuşmasını tamamladı.
Son Güncelleme Tarihi: 16/04/2026 - 14:23