Ana içeriğe atla
Medipol Üniversitesi

Mavi Vatan’da kavramsal netlik vurgusu: “Haklarımız pazarlık konusu değil”

13.02.2026

İstanbul Medipol Üniversitesinde düzenlenen konferansta konuşan Cihat Yaycı, deniz yetki alanlarının “sorun” olarak tanımlanmasının Türkiye’nin egemenlik haklarını tartışmaya açma riski taşıdığını belirtti. Yaycı, “Mavi Vatan” doktrininin askeri gücün ötesinde; hukuki, diplomatik ve stratejik bir zemin üzerinde savunulması gerektiğini vurguladı.

 

İstanbul Medipol Üniversitesi Siyasal İletişim ve Stratejik Araştırmalar Kulübü tarafından düzenlenen “Mavi Vatan ve Türkiye’nin Denizlerdeki Egemenlik Mücadelesi” başlıklı konferansta, Türkiye’nin denizlerdeki varlık mücadelesi ve “Mavi Vatan” kavramı çok boyutlu biçimde ele alındı. Güney Kampüs Konferans Salonu’nda gerçekleşen etkinlikte, deniz hukukunun coğrafi gerçeklerle uyumlu bir stratejiyle yönetilmesinin ulusal çıkarlar açısından taşıdığı hayati önem vurgulandı.

Konferansın tek konuşmacısı olan Prof. Dr. Cihat Yaycı, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanan deniz yetki alanlarının hukuki statüsünü kapsamlı bir çerçevede değerlendirdi. Türkiye’nin imzaladığı ve müzakere ettiği ikili anlaşmaların dayandığı hukuki zemini örneklerle açıklayan Yaycı, “Mavi Vatan” doktrininin yalnızca askerî değil; diplomatik, hukuki ve jeopolitik boyutlarıyla ele alınması gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin denizlerdeki kırmızı çizgilerine de değinen Yaycı, egemenlik haklarının korunmasının uzun vadeli ve bütüncül bir strateji gerektirdiğini belirtti.

PROF. YAYCI: KAVRAMSAL DOĞRULUK, DİPLOMASİNİN İLK SAVUNMA HATTIDIR
Prof. Dr. Cihat Yaycı, uluslararası ilişkilerde kullanılan dilin stratejik bir silaha dönüşebileceğine dikkat çekerek konuşmasına başladı. Yaycı, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını ilgilendiren konuları "sorun" parantezine almanın, bu hakları müzakere edilebilir birer pazarlık unsuru haline getirme riski taşıdığını savundu.

Yaycı, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bir meseleyi sorun olarak etiketlediğiniz an, onu pazarlık masasına yatırmayı peşinen kabul etmiş olursunuz. Tek taraflı dayatmaların bu isim altında meşrulaştırılması, aslında kazanılmış haklarımızı kendi elimizle tartışmaya açmaktır. Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde 'sorun' olarak anılan başlıkların çoğu, aslında komşumuzun tek taraflı taleplerinden ibarettir.”

“DENİZ HUKUKUNUN ÖZÜ, COĞRAFİ HAKİKATLERDİR”
Deniz yetki alanlarını yalnızca hukuki birer iddia olarak görmeyen Yaycı, uluslararası yargı kararlarındaki “coğrafyanın üstünlüğü” ilkesine atıfta bulundu. Adaların, ana karanın deniz altındaki doğal uzantısını sekteye uğratamayacağın belirten Yaycı, “Ege ve Doğu Akdeniz’deki sınırlandırmalar bu coğrafi gerçeğe göre yapılmalıdır.” ifadesini kullandı.

Ege’deki adalara ana kara ile eş değer haklar tanımanın coğrafi gerçeklerle bağdaşmayacağını kaydeden Yaycı, Yunanistan’ın hava sahası ve karasuları arasındaki 6-10 millik asimetriyi “dünyada eşi benzeri olmayan bir paradoks” şeklinde tanımladı. Karasularını 12 mile çıkarma girişimlerinin Türkiye’yi kendi denizlerine hapsetme stratejisi olduğunu hatırlatan Yaycı, bölgedeki statüyü belirleyen temel hukuki dayanağın Lozan Antlaşması olduğunu vurguladı.

"YALNIZCA HAKSIZLIĞI VURGULAMAK YETMEZ, KENDİ TEZİMİZİ SAHAYA SÜRMELİYİZ"
Uluslararası ilişkilerde inisiyatif alan bir duruşun önemine değinen Yaycı, yalnızca karşı tarafın tezlerini çürütmenin yeterli olmayacağını belirterek Türkiye’nin kendi doktrinlerini sahaya sürmesi gerektiğine dikkat çekti. Libya ile yapılan anlaşmayı tarihi bir başarı olarak niteleyen Yaycı, “Asıl önemli olan kendi tezini ortaya koymak ve aktif diplomasi yürütmektir.” değerlendirmesinde bulundu.

Denizlerdeki mücadelenin askeri güçten ziyade hukuki bir akıl yürütme süreci olduğunu belirten Yaycı, “Hak sahibi olunmayan alanlarda hak üretme çabalarına karşı en güçlü tezlerle hareket edilmelidir.” dedi. Yaycı, kalıcı egemenliğin ancak bilimsel ve hukuki bir inşa süreciyle mümkün olduğunu ifade ederek konuşmasını tamamladı.

Son Güncelleme Tarihi: 16/04/2026 - 15:26



Bilgi / Destek Butonu