Ana içeriğe atla
Medipol Üniversitesi

Prof. Dr. İsmail Kara Türkiye’de sekülerleşme tartışmalarını ele aldı

09.06.2026

İstanbul Medipol Üniversitesinde düzenlenen Yuvarlak Masa Toplantıları’nın üçüncü buluşmasına konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. İsmail Kara, Türkiye’de sekülerleşme tartışmalarının tarihsel arka planını değerlendirerek, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte din-devlet ilişkilerinin dönüşümünü ele aldı.


 

Yuvarlak Masa 3


İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi  Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü tarafından düzenlenen “Yuvarlak Masa Toplantıları 3” kapsamında gerçekleştirilen “Türkiye’de Sekülerleşmeyi Konuşmak” başlıklı etkinlikte, Türkiye’de laiklik anlayışı şeklinde gelişen ve deneyimlenen sekülerleşme olgusunun tarihsel gelişimi, toplumsal karşılıkları ve din-devlet ilişkilerinin dönüşümü ele alındı. Güney Kampüs’te gerçekleşen toplantıya, yazar Prof. Dr. İsmail Kara konuşmacı olarak katıldı. Kara, Türkiye’de laiklik şeklinde deneyimlenen sekülerleşme tartışmalarının kavramsal ve tarihsel boyutlarına dikkat çekerek, sekülerleşmenin toplumsal karşılıkları ile din ve modernlik arasındaki ilişkinin farklı dönemlerde nasıl yeniden tanımlandığını anlattı.

"LAİKLİK VE SEKÜLERLEŞMEYİ BİRLİKTE DÜŞÜNMEK GEREKİYOR"
Konuşmasında laiklik ve sekülerleşme tartışmalarının sağlıklı biçimde yürütülebilmesi için kavramsal çerçevenin doğru kurulması gerektiğini belirten Prof. Dr. İsmail Kara, laiklik, sekülerlik ve dindar sekülerlik kavramlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Osmanlı Devleti’nin laik bir yapıya sahip olduğunu ileri süren bazı yorumların tarihsel açıdan savunulabilir olmadığını dile getiren Kara, bu yaklaşımın bir yandan Türkiye’deki laiklik uygulamalarına tarihsel bir köken bulma, diğer yandan ise mevcut laiklik anlayışını koruma amacı taşıdığını söyledi. Osmanlı’da sekülerleşme sürecine ilişkin ilk işaretlerin 18’inci yüzyılın sonlarında kurulan askerî mühendishaneler ve modern eğitim kurumlarıyla birlikte ortaya çıktığını belirten Kara, Batılı araştırmacıların bu dönemi “laik okullaşma süreci” olarak tanımladıklarını, ancak bu yorumun ancak kısmen doğru kabul edilebileceğini ifade etti.

Modern eğitim kurumlarının ortaya çıkışıyla birlikte yeni bir dindarlık anlayışının da şekillendiğini söyleyen Kara, bu dönemde din ile modernleşme arasında bir uyum arayışının belirgin biçimde görüldüğünü kaydetti. Sünni İslam düşüncesinde devlet ve din ilişkisinin tarihsel olarak birbirinden ayrıştırılmadığına dikkat çeken Kara, bu durumun Türkiye’deki laiklik tartışmalarının anlaşılması açısından önemli olduğunu vurguladı.
 


“TÜRK DEVLETİNİN DİNİ YOKTUR DENİLEMEDİ”
Cumhuriyet döneminde laiklik uygulamalarının en yoğun şekilde hayata geçirildiği dönemlerde dahi devletin dinle ilişkisini tamamen koparan bir söylemin benimsenmediğini belirten Kara, yetkili makamlar tarafından “Türk devletinin dini yoktur.” şeklinde bir ifadenin kullanılmadığını söyledi. Bunun temel nedeninin toplumda böyle bir yaklaşımın karşılık bulmaması olduğunu ifade eden Kara, Türkiye’de din ile laikliğin çoğu zaman birbirini dışlayan değil, birlikte var olan unsurlar şeklinde yorumlandığını dile getirdi.

19’uncu yüzyılın ortalarından itibaren ortaya çıkan ve daha sonra farklı biçimlerde yeniden üretilen dinî ve siyasi söylemlere değinen Kara, özellikle “Anayasamız Kur’an’dır.” gibi ifadelerin modern dönemin ürünü olduğunu belirtti. İlk bakışta dinî bir talep gibi görünen bu yaklaşımın, aslında İslam dünyasında din ile çağdaşlığı uzlaştırma çabasının bir sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

LAİKLİĞİN ANAYASAL SERÜVENİNE DİKKAT ÇEKTİ
Laiklik ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na 1937 yılında girdiğini hatırlatan Kara, “Devletin dini İslam’dır.” hükmünün ise 1928 yılında anayasadan çıkarıldığını ifade etti. Halifeliğin kaldırılmasının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yönüyle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kara, “İslam devleti” kavramının da tarihsel olarak modern döneme ait bir kavram olduğuna dikkat çekti.

Türkiye’de din eğitimi meselesine de değinen Kara, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri, imam hatip okulları ve ilahiyat fakültelerinin laiklik sistemi içerisinde faaliyet gösteren kurumlar olduğunu ifade ederek, bu nedenle Türkiye’de din eğitiminin mahiyeti üzerine ayrıca düşünülmesi gerektiğini söyledi.

Akademik ve lisansüstü seviyesinde katılımın kurum içinde geniş ilgi gördüğü etkinlik, başlığa disiplinler-arası bir çerçeveyle devam edilmesi talepleriyle ve kapı açtığı yeni başlık önerileriyle tamamlandı.

Son Güncelleme Tarihi: 09/06/2026 - 17:02



Bilgi / Destek Butonu