Ana içeriğe atla
Medipol Üniversitesi

Eğitimde dönüşümün ayak sesleri: PISA 2025’in Türkiye tablosu

17.09.2026

Türkiye’nin PISA 2025 sonuçlarında ortaya koyduğu performans, eğitimde yıllara yayılan yatırımların ve politika değişimlerinin sonuçlarını yeniden gündeme taşıdı. İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, Türkiye’nin PISA’daki yükselişinin tek bir dönemin göstergesi olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek; eğitim altyapısı, öğretmen niteliği, okullaşma ve beceri temelli öğrenmeye yönelik adımların uzun vadeli etkilerine dikkat çekti. 

Faik Tanrıkulu AA


Eğitim politikalarının sonuçları, çoğu kamu politikasından farklı olarak kısa vadede değil, yıllara yayılan bir süreç içinde ortaya çıkıyor. Bugün 15 yaşındaki bir öğrencinin uluslararası bir değerlendirmede gösterdiği performans; okul öncesi eğitimden öğretmen niteliğine, aile imkânlarından eğitim altyapısına kadar birçok unsurun birikimli etkisini taşıyor. Türkiye’nin PISA 2025 sonuçlarında ortaya koyduğu tablo da eğitim politikalarının uzun vadeli etkilerini yeniden gündeme taşıdı. 

İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faik Tanrıkulu,Anadolu Ajansı Analiz için kaleme aldığı değerlendirmede, Türkiye’nin PISA’daki yükselişini insan sermayesine yapılan uzun vadeli yatırımlar çerçevesinde ele aldı. Tanrıkulu, sonuçların tek bir dönemin göstergesi olarak değil; eğitim altyapısı, öğretmen niteliği, okullaşma ve öğretim süreçlerinde yıllar içinde gerçekleşen değişimlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. 

“TÜRKİYE’NİN PISA’DAKİ YÜKSELİŞİ TESADÜF DEĞİL” 
Eğitime yapılan yatırımların sonuçlarının diğer kamu politikalarına kıyasla çok daha uzun sürede ortaya çıktığını belirten Tanrıkulu, PISA sonuçlarının da bu nedenle uzun vadeli bir perspektifle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Tanrıkulu, “Bugün 15 yaşında olan bir öğrencinin başarısı, yalnızca son birkaç yılın değil; okul öncesinden başlayarak öğretmen niteliği, aile imkânları, eğitim altyapısı ve öğretim süreçlerinin birikimli etkisini yansıtır. Bu nedenle PISA sonuçlarını tek bir dönemin siyasi bilançosu olarak değil, Türkiye’nin insan sermayesine yaptığı uzun vadeli yatırımın göstergelerinden biri olarak okumak gerekir.” dedi.

“TÜRKİYE ULUSLARARASI EĞİTİM ÇEVRELERİNDE DİKKAT ÇEKİYOR”
Bratislava’da PISA 2025 sonuçlarını takip eden Tanrıkulu, Türkiye açısından dikkat çekici gelişmenin yalnızca sıralamalardaki değişim olmadığını, ülkenin uluslararası eğitim çevrelerinde incelenmeye değer bir ilerleme örneği olarak değerlendirilmesinin de önem taşıdığını belirtti.

OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Andreas Schleicher’in Türkiye’nin performansına ilişkin değerlendirmelerine dikkat çeken Tanrıkulu, “Bir ülkenin eğitimdeki gerçek gücü, yalnızca en başarılı öğrencilerinin kaç puan aldığıyla değil, herhangi bir öğrencinin daha önce karşılaşmadığı bir problem karşısında ne yapabildiğiyle ölçülür. OECD’nin PISA 2025 sonuçları, Türkiye’nin bu ikinci alanda ilerleme kaydettiğini gösteriyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin eğitim alanındaki performansını uzun vadeli yatırımlarla birlikte ele alan Tanrıkulu, eğitime ayrılan kaynaklar, öğretmen istihdamı, derslik altyapısı ve okullaşma yatırımlarının bu süreçte önemli başlıklar olduğunu kaydetti.

PISA 2025 Türkiye Raporu’ndaki verilere işaret eden Tanrıkulu, “OECD ülkelerinde kamu kaynaklarından eğitime ayrılan pay ortalama yüzde 10,1 iken Türkiye’de bu oran yüzde 10,6’ya ulaşmıştır. Türkiye’nin OECD ortalamasının üzerinde kaynak ayırması, eğitimin uzun yıllardır stratejik bir kamu politikası alanı olarak ele alındığını göstermektedir.” ifadelerini kullandı.

“ZORLU KOŞULLARIN ARDINDAN EĞİTİM SİSTEMİNİN DAYANIKLILIĞI ÖNE ÇIKIYOR”
PISA 2025 sonuçlarının değerlendirilmesinde Türkiye’nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı olağanüstü koşulların da dikkate alınması gerektiğini belirten Tanrıkulu, Kovid-19 salgını ve 6 Şubat depremlerinin eğitim sistemi üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Bu dönemlerde eğitim hizmetlerinin sürdürülebilmesinin önemli bir kurumsal kapasite gerektirdiğini ifade eden Tanrıkulu, “PISA sonuçları, afet sonrası uygulamaların etkisini tek başına ölçmez fakat zorlu bir dönemin ardından elde edilen performans, eğitim sisteminin dayanıklılığını ayrıca araştırmayı gerekli kılar. Türkiye’nin kriz yönetimi tecrübesi, diğer ülkelerle paylaşılabilecek önemli bir politika alanına dönüşebilir.” dedi.

“BECERİ TEMELLİ EĞİTİM YENİ DÖNEMİN MERKEZİNDE”
Türkiye’nin eğitim politikalarındaki yöneliminin PISA’nın ölçtüğü beceriler açısından önem taşıdığını belirten Tanrıkulu, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin problem çözme, eleştirel düşünme, sorgulama, matematiksel muhakeme ve veriye dayalı karar verme gibi yetkinlikleri öne çıkardığını ifade etti.

Tanrıkulu, “Bu dönüşüm PISA bakımından özellikle anlamlıdır. Çünkü PISA öğrencinin yalnızca ne kadar bilgi ezberlediğini değil, sahip olduğu bilgiyi yeni bir problem karşısında nasıl kullandığını ölçmektedir. Ezber ve bilgi aktarımı ağırlıklı yapıdan muhakeme ve problem çözme becerilerini önceleyen bir modele yönelmek stratejik önem taşımaktadır.” diye konuştu.

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Bakanlığın farklı dönemlerindeki görevleri nedeniyle eğitim politikalarının gelişimine ilişkin kurumsal tecrübeye sahip olduğunu belirten Tanrıkulu, eğitimdeki dönüşümün yalnızca müfredat değişiklikleriyle değil, uzun vadeli politika sürekliliğiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

“YENİ HEDEF, EĞİTİMDEKİ POTANSİYELİ ÜRETKEN GÜCE DÖNÜŞTÜRMEK”
PISA 2025 sonuçlarında fen bilimlerinde üst performans gösteren öğrenci oranının yüzde 7,4’e yükselmesini ve çevre biliminde 494 puanla OECD ortalamasının aşılmasını Türkiye açısından önemli göstergeler olarak değerlendiren Tanrıkulu, bundan sonraki aşamada eğitimde elde edilen kazanımların bilimsel, teknolojik ve ekonomik üretime aktarılmasının önem taşıdığını belirtti.

Tanrıkulu, “Dezavantajlı öğrencilerin desteklenmesi, öğretmenlerin mesleki gelişimi, üniversite-sanayi işbirliği ve araştırma altyapısı birbirinden ayrı düşünülemez. Türkiye, yetenekli gençlerinin bilimsel ve teknolojik üretime katılabileceği ortamları güçlendirdiği ölçüde eğitim yatırımının getirisini büyütecektir.” ifadelerini kullandı.

Eğitimde elde edilen sonuçların mevcut sorunların göz ardı edilmesi anlamına gelmemesi gerektiğine de dikkat çeken Tanrıkulu, PISA 2025’in Türkiye açısından yeni hedeflerin belirlenebileceği bir zemin sunduğunu ifade etti. Tanrıkulu’na göre bundan sonraki süreçte yalnızca uluslararası sıralamalardaki konum değil, öğrencilerin potansiyellerini geliştirebilecekleri eğitim ortamlarının güçlendirilmesi de belirleyici olacak. 

Tanrıkulu, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

“Şimdi bu kazanımı daha ileri taşıma zamanıdır. Türkiye’nin eğitimde yeni hedefi, yalnızca uluslararası sıralamalarda yükselmek değil; kendi başarılı uygulamalarını dünyayla paylaşan, her çocuğun potansiyelini geliştiren ve yetiştirdiği insanla geleceğin bilgi ekonomisinde daha güçlü bir yer edinen bir ülke olmaktır.” 

Haberin tamamı Anadolu Ajansında yayımlanmıştır.  

Son Güncelleme Tarihi: 17/09/2026 - 14:36



Bilgi / Destek Butonu