Ana içeriğe atla

Utanç sadece yüzümüzü kızartmıyor

16.10.2026

İstanbul Medipol Üniversitesinden Dr. Agustin Ibanez’in de yer aldığı uluslararası çalışma, yoğun ve sürekli utancın ruh sağlığının yanı sıra beden sağlığını da olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekiyor. Makale ayrıca sağlık ve eğitim ortamlarında utandırmaya dayalı uygulamaların yardım istemeyi zorlaştırabildiğini, hataların gizlenmesine ve tükenmişliğe zemin hazırlayabildiğini vurguluyor. 

The Harming Power of Shame

 

Bir hata yaptığınızda davranışınızı mı sorguluyorsunuz, yoksa kendinizi bütünüyle yetersiz ve değersiz mi hissediyorsunuz? Utancın zarar verici hale gelmesinde bu ayrım önemli bir yer tutuyor. Başkalarının önünde azarlanmak veya küçük düşürülmek, yapılan hatanın kişinin gözünde bütün kimliğini tanımlayan bir kusura dönüşmesine neden olabiliyor. 

İstanbul Medipol Üniversitesinden Dr. Agustin Ibanez’in de yer aldığı, The British Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan “The harming power of shame” başlıklı konuk editöryal yazı, mevcut bilimsel araştırmalar ışığında bu duygunun yapıcı ve zarar verici biçimlerini değerlendiriyor. Destekleyici koşullarda sorumluluk almayı teşvik edebilen utanç, aşağılama ve baskı aracına dönüştüğünde farklı sonuçlar doğurabiliyor.

Makalenin öne çıkan katkısı, utancın beyin ve bedendeki etkilerini toplumsal ve kurumsal koşullarla birlikte ele alması. Bu bütüncül yaklaşım, zarar verici utançla başa çıkmak için bireysel desteğin yanında sağlık, eğitim ve çalışma ortamlarında da değişim gerektiğini vurguluyor. 

“YANLIŞ YAPTIM” İLE “BEN YANLIŞ BİRİYİM” ARASINDAKİ FARK
Makalede utanç ile suçluluk arasındaki ayrım özellikle vurgulanıyor. Suçluluk daha çok yapılan davranışa yöneliyor. Kişi, yanlış bir şey yaptığını düşündüğünde bunu düzeltmeye veya verdiği zararı gidermeye yönelebiliyor. Utançta ise olumsuz değerlendirme kişinin bütün benliğini hedef alıyor. Sorun, yapılan hatadan çıkıp kişinin kendisini kötü, kusurlu veya değersiz görmesine dönüşebiliyor.

Bu nedenle suçluluk telafi etme isteğini destekleyebilirken, utanç daha çok saklanma ve başkalarından uzaklaşma isteğiyle ilişkilendiriliyor. Gerçek bir eleştiri kadar, eleştirilme veya küçük düşme beklentisi de bu duyguyu harekete geçirebiliyor.

Bununla birlikte yazarlar, her utanç deneyiminin sağlıksız olmadığını belirtiyor. Destekleyici bir ortamda ve yönetilebilir düzeyde yaşandığında utanç, kişinin davranışlarının sorumluluğunu almasına ve başkalarıyla iş birliği kurmasına katkı sağlayabiliyor. Zarar verici olan ise duygunun aşırı, sürekli ve kişinin kendisini bütünüyle değersiz görmesine yol açan biçimi.

UTANÇ KALBİ HIZLANDIRABİLİYOR, BEDENİ ALARMA GEÇİREBİLİYOR
Utanç yalnızca düşüncelerde yaşanmıyor. Makalede, kişinin kendisini ve başkalarının onu nasıl değerlendirdiğini düşünmesinde rol oynayan çeşitli beyin bölgelerinin bu duygu sırasında devreye girdiği aktarılıyor.

Bedensel yanıtlar da dikkat çekiyor. Utanç sırasında kalp hızı ve kan basıncı artabiliyor. Yoğun veya uzun süreli utanç deneyimleri ise donakalma ve duygusal olarak hissizleşme gibi tepkilerle bağlantılı olabiliyor.

Makalede ayrıca utancın, kortizol (vücudun stres yanıtında görev alan hormon) düzeyinin yükselmesiyle ilişkili olduğu belirtiliyor. Bulantı ve midede sıkışma gibi belirtiler de bu duygunun bedensel karşılıkları arasında ele alınıyor. Sürekli hale gelen utancın, bedendeki iltihabi süreçlere ve metabolik işleyişteki bozulmalara katkıda bulunabileceği de değerlendiriliyor.

DEĞERSİZLİK DUYGUSU YALNIZLIĞI DERİNLEŞTİREBİLİYOR
Utanca duyarlılık herkeste aynı düzeyde değil. Kişinin mizacı, erken dönemde kurduğu ilişkiler, yaşam deneyimleri ve içinde büyüdüğü kültür bu duyguyu nasıl yaşadığını etkileyebiliyor. Çocuklukta istismar, ihmal, zorbalık veya duyguların önemsenmemesi gibi deneyimler, kişinin kendisine ilişkin kalıcı bir değersizlik duygusu geliştirmesine yol açabiliyor.

Bu durum yalnızca sessizlik ve içe kapanma biçiminde ortaya çıkmıyor. Makalede utancın öfke patlamaları, riskli davranışlar ve mükemmeliyetçilik gibi başa çıkma biçimleriyle de bağlantılı olabileceği belirtiliyor.

Utanç ile ruhsal sorunlar arasındaki ilişki ise iki yönlü. Utanç ruhsal sorunların gelişimine katkıda bulunabildiği gibi, bu sorunları yaşamanın bir sonucu olarak da ortaya çıkabiliyor. Yüksek utanç düzeylerinin sosyal kaygı, depresyon, madde kullanımıyla ilgili sorunlar, yeme bozuklukları ve travma sonrası stres bozukluğu gibi durumlarla bağlantılı olduğu aktarılıyor.

Makalede demansla (bellek ve diğer zihinsel becerilerde günlük yaşamı etkileyen bozulmayla) yaşayan kişilerin deneyimlerine de yer veriliyor. Toplumsal damgalama, hem bu kişilerin hem de ailelerinin utanç yaşamasına ve hastalık hakkında konuşmaktan çekinmesine neden olabiliyor. Hastalığı gizleme ve sosyal ilişkilerden uzaklaşma ise yalnızlığı artırabiliyor.

UTANDIRARAK ÖĞRETMEK HATALARIN GİZLENMESİNE YOL AÇABİLİYOR
Makalenin üzerinde durduğu alanlardan biri de sağlık hizmetleri ve eğitim ortamları. Yazarlar, utandırarak öğretme uygulamalarının tıp eğitimi ve doktora süreçlerinde hâlâ görülebildiğini belirtiyor.

Yazıda verilen örneklerden birinde, küçük bir hata nedeniyle ekibin önünde sert biçimde azarlanan genç bir hekimin sessizleşmesi, kararlarını sorgulamaya başlaması ve soru sormaktan kaçınması anlatılıyor. Bu örnek, utandırmanın öğrenmeyi ve kişinin mesleki güvenini nasıl zedeleyebileceğini görünür kılıyor.

Suçlama ve utandırmanın yerleştiği kurumlarda etkiler tek bir kişiyle sınırlı kalmayabiliyor. Hatalar gizlenebiliyor; güven, açık iletişim ve yaratıcılık zarar görebiliyor. Yardım istemekten kaçınma ve tükenmişlik de bu ortamlarla ilişkili sorunlar arasında ele alınıyor.

Katı hiyerarşiler ve başkalarının önünde değerlendirilmek utanç tepkisini güçlendirebilirken; destekleyici yöneticiler, kişiye özel geri bildirim ve hatalardan öğrenmeye odaklanan sistemler bu etkileri hafifletebiliyor.

ÇÖZÜM, UTANCI TANIMAK VE GÜVENLİ ORTAMLAR OLUŞTURMAK
Makalede önerilen yaklaşım, utanç duygusunu bütünüyle ortadan kaldırmayı hedeflemiyor. Amaç, onun zarar verici biçimlerini azaltmak ve kişinin yaşadıklarını anlamlandırabilmesini desteklemek.

İlk adım, çoğu zaman gizlenen bu duyguyu fark etmek ve adlandırmak. Güvenli ilişkiler içinde yaşananları konuşabilmek ve öz şefkat (kişinin zorlandığında kendisine anlayışla yaklaşabilmesi) geliştirmek bu sürecin parçaları arasında gösteriliyor. Destek yaklaşımlarının kişinin kültürel ve toplumsal koşullarını dikkate alması da önem taşıyor.

Kurumlar açısından ise yalnızca bireysel farkındalık yeterli görülmüyor. Yazarlar, cezalandırma ve küçük düşürmeye dayalı uygulamaların yerine adil, şeffaf ve öğrenmeyi destekleyen bir kültürün yerleştirilmesini öneriyor. Kişinin küçük düşürülme korkusu yaşamadan soru sorabildiği ve güçlüklerini paylaşabildiği psikolojik güvenlik ortamının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Makale, sağlık hizmetlerinden eğitime ve yöneticilik anlayışına kadar uzanan değişikliklerle, insanların hem sorumluluk alabildiği hem de aşağılanmadan öğrenebildiği ortamlar oluşturulması çağrısında bulunuyor. 

Son Güncelleme Tarihi: 16/10/2026 - 17:59



Bilgi / Destek Butonu