Next-generation vaccine technologies hold promise for many diseases
An international research team including Assoc. Prof. Mazdak Ganjali Khani Hakemi, a SABITA researcher at Istanbul Medipol University, conducted a comprehensive analysis of the translational trajectory of next-generation vaccine technologies, namely nanovaccines into clinical practice. The study published in the Asian Journal of Pharmaceutical Sciences, demonstrated that nanovaccines hold significant potential not only in combating pandemic diseases such as COVID-19, but also in addressing cancer and a broad spectrum of infectious diseases.

Yeni nesil aşı teknolojileri arasında öne çıkan nanovaksinler, yalnızca salgın hastalıklarla değil kanser ve farklı enfeksiyonlarla mücadelede de umut vadediyor. İstanbul Medipol Üniversitesi SABİTA (Sağlık Bilim ve Teknolojileri Araştırma Enstitüsü) araştırmacılarından Doç. Dr. Mazdak Ganjali Khani Hakemi’nin de yer aldığı uluslararası araştırma ekibi, bu alandaki klinik uygulamalara geçiş sürecini mercek altına alan kapsamlı bir çalışmaya imza attı.
Asian Journal of Pharmaceutical Sciences dergisinde yayımlanan araştırma, nanovaksinlerin geniş bir hastalık yelpazesinde önemli bir potansiyel sunduğunu gösterdi.
“From bench to bedside: Unveiling the background and benefits of nanovaccines tested in clinics” başlıklı çalışmada, özellikle klinik aşamaya ulaşmış nanovaksin platformları ayrıntılı şekilde incelendi. Artan bilimsel yayınlara rağmen, doğrudan insan üzerinde test edilen teknolojilere odaklanan bütüncül değerlendirmelerin sınırlı olduğu da çalışmada dikkat çekilen önemli noktalardan biri oldu.
SADECE SALGIN HASTALIKLARLA SINIRLI DEĞİL
Uluslararası klinik çalışma veri tabanlarının incelenmesiyle nanovaksinlerin kullanım alanları kapsamlı biçimde değerlendirildi. Elde edilen bulgular, bu teknolojinin yalnızca SARS-CoV-2’ye karşı geliştirilen aşılarla sınırlı olmadığını; farklı virüs ve bakteriyel enfeksiyonların yanı sıra kanser tedavisinde de aktif olarak araştırıldığını ortaya koydu. Çalışmada, solunum yolu enfeksiyonlarından (örneğin RSV), Ebola ve Dengue gibi viral hastalıklara; influenza (grip), HPV (rahim ağzı kanseriyle ilişkili virüs), HIV ve sıtma gibi küresel sağlık sorunlarına kadar birçok alanda nanovaksin çalışmalarının sürdüğü belirtildi.
Pandemi sürecinde geliştirilen aşıların nanovaksin teknolojilerine olan ilgiyi artırdığı görülürken, çalışmaların çok daha geniş bir hastalık alanına yayıldığı anlaşıldı. Özellikle bağışıklık sisteminin klasik yöntemlerle yeterince etkili yanıt veremediği durumlarda nanovaksinlerin önemli bir alternatif sunduğunun altı çizildi.
NANOVAKSİNLER BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DAHA ETKİLİ HAREKETE GEÇİRİYOR
Çalışma, nanovaksinlerin etki mekanizmalarını da ayrıntılı biçimde ele aldı. Nano ölçekli taşıyıcı sistemler sayesinde aşı içeriğinin doğrudan hedef hücrelere ulaştırılabildiği, bu sayede bağışıklık sisteminin daha güçlü ve kontrollü bir yanıt oluşturabildiği belirtildi. Bu yaklaşımın, geleneksel aşılara kıyasla daha düşük dozlarla daha yüksek etkinlik sağlayabileceğine işaret edildi.
Nanoparçacıkların, virüs veya bakteri yapılarını taklit edebilmesi sayesinde bağışıklık sisteminin daha kolay aktive olduğu, ayrıca antijenlerin (bağışıklık sistemini uyaran moleküller) ve adjuvanların (bağışıklık güçlendiriciler) birlikte ve kontrollü şekilde sunulabildiği vurgulandı. Bu durumun, daha uzun süreli bağışıklık yanıtı oluşturulmasına ve bazı durumlarda daha az doz ihtiyacına olanak tanıyabileceği belirtildi.
FARKLI NANOVAKSİN TÜRLERİ VE ÖNE ÇIKAN TEKNOLOJİLER
Araştırmada klinik aşamaya ulaşmış farklı nanovaksin platformları da karşılaştırmalı olarak ele alındı. Özellikle lipid nanoparçacık (LNP) temelli aşıların, COVID-19 sürecinde yaygın olarak kullanılmasıyla bu alanda öne çıktığı ifade edildi. mRNA aşılarında kullanılan bu sistemlerin, aşı içeriğini koruyarak hücre içine taşımada yüksek başarı sağladığı belirtildi.
Bunun yanı sıra virüs benzeri parçacıklar (VLP), dış zar vezikülleri (OMV), ferritin temelli nanoyapılar ve polimer bazlı sistemler gibi farklı platformların da klinik araştırmalarda yer aldığı aktarıldı. Bu teknolojilerin her birinin kendine özgü avantaj ve sınırlılıkları bulunduğu; bazı sistemlerin daha güvenli ve stabil olduğu, bazılarının ise üretim maliyeti veya ölçeklenebilirlik açısından zorluklar barındırdığı ifade edildi.
Araştırmada ayrıca geçmişte geliştirilen bazı aşıların da bu teknolojilerin temelini oluşturduğu belirtildi. Örneğin lipit temelli taşıyıcı sistemlere dayanan erken dönem aşıların, günümüzde kullanılan gelişmiş nanovaksinlerin öncüsü olduğu vurgulandı.
LABORATUVARDAN KLİNİĞE UZANAN SÜREÇ
Nanovaksinlerin geliştirilme süreci, çalışmada tarihsel bir perspektifle ele alındı. Son yaklaşık 30 yılda nanoteknoloji alanında yaşanan gelişmelerin, hastalıkların tanı ve tedavisinde yeni imkanlar sunduğu; özellikle son 10 yılda bu birikimin klinik uygulamalara daha hızlı yansıdığı ifade edildi.
Araştırmada, bir nanovaksin teknolojisinin klinik aşamaya ulaşabilmesi için üretim kapasitesi, güvenlik, etkinlik ve kalite kontrol gibi birçok kriteri karşılaması gerektiği vurgulandı. Bu nedenle klinik çalışmalara ulaşabilen platformların, uzun ve çok aşamalı bir bilimsel sürecin ürünü olduğu belirtildi.
DAHA GÜVENLİ VE HEDEFE YÖNELİK AŞILAR
Elde edilen veriler, nanovaksinlerin daha güvenli ve hedefe yönelik aşıların geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini gösterdi. Aşı bileşenlerinin vücutta kontrollü şekilde taşınabilmesi, bağışıklık yanıtının istenilen düzeyde oluşturulmasına imkân tanıyor.
Bu durumun hem etkinliği artırabileceği hem de istenmeyen yan etkilerin azaltılmasına katkı sunabileceği değerlendiriliyor. Araştırmacılar, nanovaksinlerin gelecekte daha hassas ve kişiye özel aşı stratejilerinin geliştirilmesinde önemli bir rol oynayabileceğini belirtiyor.
ÇALIŞMANIN LİTERATÜRE KATKISI
Çalışma, özellikle klinik aşamaya ulaşmış nanovaksin teknolojilerine odaklanmasıyla literatürde önemli bir boşluğu dolduruyor. Farklı nanovaksin platformlarını yalnızca teorik düzeyde değil, klinik uygulamalar üzerinden ele alarak alana daha somut ve kapsamlı bir bakış sunuyor.
Ayrıca laboratuvar araştırmaları ile klinik uygulamalar arasındaki süreci sistematik biçimde analiz ederek, nanovaksinlerin geliştirilme yolculuğunu bütüncül bir çerçevede ortaya koyuyor. Bu yönüyle hem bilim insanları hem de sağlık alanındaki uygulayıcılar için yol gösterici bir kaynak niteliği taşıyor.
Araştırma sonuçları, nanovaksin teknolojilerinin gelecekte aşı geliştirme süreçlerinde daha etkin kullanılabileceğini gösterirken, bu alanda yapılacak yeni çalışmalar için de güçlü bir bilimsel zemin oluşturuyor. Bu yönüyle nanovaksinler, daha etkili, daha güvenli ve kişiye özel aşıların geliştirilmesinde kilit bir rol oynamaya aday görünüyor.
Last Update Date: 18/04/2026 - 18:08