Geri
AKADEMİK

Lütfü Hanoğlu

Mucize hasta Houben’nin durumu bir yanlış tanı durumu aslında. Bilincimiz ve düşünme, algılama, konuşma, karar verme gibi akli melekelerimizin tümü beynimizin “hemisfer – yarıküre” tabir edilen ana kütlesi içerisindeki beyin dokusu, özellikle bu dokunun en dış kısmındaki yine “korteks – kabuk” olarak isimlendirilen bölümünce gerçekleştirilir. Beynin bu yapılarının büyük bölümünün iki taraflı yoğun biçimde etkilenmesinin, hasar görmesinin sonucunda kişi, nefes alma, kalbin çalışması gibi hayati işlevleri sürdürebilirken tümüyle bilinçsiz ve felçli bir hale gelebilir. Bu durum bitkisel hayat (vegetative state) olarak isimlendirilir. Hasta gerçekten hiçbir zihni faaliyet gösteremez. Houben, bu yanlış tanı ile yıllarca izlenmiş olan bir hasta.

Oysa tıp literatüründe görünüşte buna benzeyen ama tamamıyla farklı bir durum daha var. Bu durumda beynin bahsedilen kısımlarında herhangi bir bozulma yoktur. Bilinç, düşünme algılama normal biçimde meydana gelir ama bu bilincin göstergesi olacak olan konuşma dahil tüm vücudun hareketlerini imkansız kılacak bir şekilde bir tür felç söz konusudur. Bu kez söz konusu olan, beyinde üretilen düşünce ve kararların uygulayıcı olan bedene aktarılmasını sağlayan bir tür istasyon olan “beyin sapı” denilen yapıda bir hasardır. Bu durumun meşhur örneği, “Kelebek ve Dalgıç” adıyla bir süre önce ülkemizde de gösterilen filmin kahramanı Jean-Dominique Bauby’dir. Bauby, 43 yaşında hastalanır ve bütün kas kontrolünü kaybeder. Tek kontrol edebildiği yeri, sol göz kapağıdır. Beyni ve kulakları da çalışmaktadır. Terapisti Henriette’in hazırladığı özel alfabe ile her seferde sadece bir harfe gözünü kırparak hayatını anlatan bir kitap yazar.

İşte aslında mucize hasta Houben’nin durumu da tıbben budur. Şanssızlığı, kitlenme sendromu olan hastaların, Jean-Dominique Bauby’nin durumunda olduğu gibi gözlerini, bazen göz kapaklarını oynatabilmeleri ve bu yolla fark edilebilmelerine karşın; hastamızda sadece bir elinde ve o da ancak başkası tarafından o eli hareket ettirilirken onu hareket ettiren eli zayıfça yönlendirebilecek ölçüde zor fark edilebilecek bir hareket/kendini ifade kabiliyetinin kalmış olması, bununda fark edilememiş olmasıdır. Gerçekten de zihni bedeninde kilitli kalmış durumdadır.

Tabi bu hikâyenin başka bir ilginç tarafı, hastanın gerçek durumunun ortaya çıkarılışı. Hastanın yanlış tanısını düzelten kahraman Doktor Steven Laureys, “Koma bilim grubu” isimli bir araştırma grubunun üyesi ve bu şekilde uzun süredir bitkisel hayat tanısı ile izlenmekte olan hastaların bilinç düzeylerini PET ismi verilen bir cihazla araştırmakta.

Bu cihaz, esas olarak beyin hücrelerinin ne düzeyde faaliyet gösterdiklerini, yani beyinde bölgesel ve genel olarak ne düzeyde bilinci ve akli melekeleri üretebilecek bir faaliyet olduğunu bize gösterebilmektedir. Burada bir tıbbi tanımlama daha yapmamız gerekiyor: “Minimal bilinçlilik durumu” (minimally conscious state) yani bilincin zaman zaman ve tam olmayan bir biçimde ortaya çıktığı bir tür ara durum. Uzun süre bitkisel hayatta klanlarda bir süre sonra görülebiliyor ve hafif bir iyileşmenin sonucu olarak beyin işlevlerinin az miktarda ve kısmen geri dönmesi anlamını taşıyor. İşte kahraman doktorumuz ve araştırma grubunun araştırdıkları bu. Bu esnada fark edilebilecek göz ya da başka hareketi olmayan Bay Houben’in PT görüntülerinin tamamen bilinçli insanlarınkine benzer olması nedeniyle yeniden ayrıntılı bir değerlendirmeye tabi tutulmasını ve beden hapishanesinden kurtulmasını sağlamış oldular.

Ancak gazete haberinin sonundaki çarpıcı “yılda tahmini 3 bin ila 5 bin hastanın durumunun Houben'a benzediği” ifadesini yukarıdaki bilgiler ışığında yorumlamak gerekir. Bu verilen rakam bitkisel hayat tanısı ile izlendiği halde zaman içerisinde “minimal bilinçlilik durumu”na geçen hastaları ifade ediyor. Oysa başka kaynaklardan bu tarz PET gibi sofistike araçlarla tanısı değişen hasta sayısının tüm dünya üzerinde tahminen 50 civarında olduğu bildiriliyor.

Kaynak için tıkla.